Nichkhun | Z_Zin Dergisi Röportajı (Haziran 2012)

Nichkhun | Z_Zin Dergisi Röportajı (Haziran 2012)

~Ziyaretçinin Sesi~

Yalnızca soğuk rüzgarlar estikten sonra, sıcağın değeri
Yalnızca yağmurlu bir günün ardından, güneş ışığının değeri…
Yalnızca kuraklıktan sonra, yağmur damlasının değeri…
Yalnızca acının ardından, mutluluğun değeri…
Yalnızca acı dolu bir savaşın ardından, aşkın değeri…

Bu gerçekten garip.
Neden insanlar, bir şeyler yanındayken
Onu kaybedene kadar değerini farketmiyorlar….
Hayattaki küçük ama değerli şeylere minnettar olmayı öğrenmeli.

p.s. çok geç olmadan…

Nichkhun

Z_ZIN: Alışılmadık olan şeyler hakkında ne düşünüyorsun? (Not: Burada kullanılan kelime “unfamiliar”)
Nichkhun: Alışılmadık ne anlama geliyor?
Z: Tuhaf, yabancı.
N: Yabancı? Um… (sessizlik) Bir şeyi anlayamıyor olmak gibi mi?
Z: Evet, anlayamadığın bir şey.
N: Evet.
Z: Doğrusu, röportajımız biraz zor olan tarzdan.
N: Evet. Burada anlayamadığım bir şey var! Um… ne söylemeliyim?- Doğrusu, insanların gerçekten önemli ya da önemli sayılmayacak şeylerin öyle olduğunu düşünmesi beni tuhaf hissettiriyor. Bir ünlü ya da normal bir insanın popüler olduğunda… bazen bir kişinin neden popüler olduğunu dahi anlamadığım halde  insanların “wow, onlar çok coollar” demelerini anlamıyorum.
Z: Bu şeyler tuhaf mı?
N: Evet, bunu anlamıyorum.
Z: Ama sen de bir ünlü değil misin?
N: Doğru. Ama bunun hakkında… Sadece iyi şansa sahibim. Herkesin böyle olabileceğine inanıyorum.
Z: Evet. Ben de bunu düşünüyorum. Bence herkes benim gibi olabilir.
N: Haklısın.
Z: Nichkhun’un şuan  yabancı olduğunu düşünüyor musun? Bu tuhaf mı?
N: Ah.. peki, öyle düşünmüyorum. Bu hale geldiğimden beri sıkı çalışıyorum ve elimden gelenin en iyisini yapıyorum.
Z: Kore’ye geldikten sonraki en alışılmadık şey neydi?
N: Imm… Korelilerin karakteri? Çabuk çabuk çabuk çabuk… Her gün yalnızca bu lafı duyuyordum çabuk çabuk. Kore’ye ilk geldiğimde çok acele ettiğimi düşünmüş olabilir miyim?
Z: Acele etmek?
N: Evet evet! Amerika’da yaşadım. Amerikan insanlar, özellikle Kaliforniyalılar sadece “Çok rahat***. Rahat ol.”  der ama Kore’ye geldiğimde, herkes hızlı hareket ediyordu ve sürekli çabuk ol, acele et diyorlardı… Başlarda bunu anlamadım. (*** burada kullanılan terim “laid back”. O da rahat ve geniş insan manasına geliyor. Tam olarak nasıl çevirmeliyim bilemedim.)
Z: Peki şimdi nasıl? Uyum sağlayabildin mi?
N: Sanırım bu hale geldi. Ben de çalıştığımda hızlı olmak istiyorum…
Z: Sanırım Nichkhun da “çabuk çabuk” oldu.
N: Doğru.
Z: Ahahahahahahahaha.
N: Ama bunları eh işte gibi değil tamamiyle hızlı yapıyorum.
Z: Doğru. Ben de işleri hızlı yapıyorum, sadece eh işte değil. İşleri hızlı ve güzel yapmak önemli.
N: Haklısın.
Z: Ben de yaklaşık 8 ay Amerika’da yaşadım ve sanırım neredeyse deliriyordum. Çok yavaştı.
N: Hehehe.
Z: Bir belge tüm gününü alıyor. Burada, gidersen diye işleri anında yapıyorlar. Zaman kaybı olduğunu düşünmüştüm.
N: Bu doğru.
Z: 2PM’le Kore’de ilk kez popüler olduğunda bu senin için gerçekten alışılmadık olmuş olmalı.
N: Evet, bu hisse sahiptim. Bir yabancı olarak ünlü olmayı ve çok fazla ilgi, sevgi kazanacağımı zannetmiyordum.
Z: Buraya ilk geldiğinde “ünlü olmak istiyorum” ya da “başarılı olmak istiyorum” gibi düşüncelerin var mıydı?
N: Hayır, başlarda böyle düşüncelerim yoktu.
Z: Öyleyse nasıl buraya geldin?
N: Imm… Ünlü olmak adına bir hayalim yoktu.
Z: Peki seni ünlü olmaya iten şey neydi?
N: Sadece ailem bunu denememi söyledi.
Z: Ah, ailen?
N: Evet. Bu tip şanslar her gün gelmiyor.
Z: Ama şans geldiğinde, kendin başvurmadın mı? Yoksa seçildin mi?
N: Evet seçildim. Bir konsere gittim ve biri bana gelip seçmelerden bahsetti. Başta bunu istemediğimi söyledim.
Z: Kim sana seçmelerden bahsetti?
N: Sadece yeni bir grup… O zamanlar şarkı söylemeye ve dans etmeye karşı hiçbir ilgim yoktu.
Z: O kişinin niye sana seçmelerden bahsettiğini düşünüyorsun?
N: Muhtemelen yüzümden dolayı.
Z: Ahahahahahahahaha
N: Değil mi?! Yani, ben Koreli değildim, Korece konuşamıyordum, dans edemiyordum ve bu yüzden istemediğimi söyledim. Ama beni aramayı sürdürdüler ve ben de onlarla bir kereliğine görüşmeye gittim. Ayarlanmış gibiydim. Starbucks’da buluşup konuşalım dediler ve ben de gittim, ama oraya vardığımda kameralar ve diğer her şey hazırdı. Sonra bana herkesin içinde dans etmemi söylediler. Orada gerçekten birçok insan vardı.
Z: Öyleyse dans ettin?
N: Evet. Sadece dans ettim.
Z: Hiç görgüleri yokmuş. Sanırım dans edemedin.
N: Dans ettim.
Z: Neden dans ettin?
N: Bilmiyorum.
Z: Kesinlikle bu kader olmadı. Yapabilecek gibi değildin.
N: Doğru.
Z: Neler düşünüyorsun? Eski sen çoktan planlanmış olan şeyleri yapamazdı değil mi?
N: Hmm… Çok değiştim.
Z: Hayır, o zamanlar.
N: Ah evet o zamanlar öyleydim.


Z: Ama bunu yapmış olman gerçekten cool.
N: Neden yaptığımı bilmiyorum. Jinyoung hyung beni gördüğünde, “bu da kim?” dedi. Haha. Neden bu kişiyi aday yaptınız diyordu ve bunu yapmayın demişti. Beni ayarlayan kişi ona yalvararak bana inanmasını söyledi.
Z: O kişinin kim olduğunu merak ediyorum. Şuanki mesleğini seviyor musun? Yoksa normal bir hayatın daha iyi olacağını mı düşünüyorsun?
N: Ah, bazen bunu düşünüyorum. Eğer sıradan olsaydım… sadece Nichkhun olsaydım… Gerçek adım Ni-Chi-Khun. (Niçkun gibi okunuyor Türkçe’de.)
Z: Bu ne anlama geliyor?
N: Sadece bir isim. Tam ismim “Nichkhun Buck Horvejkul”.
Z: Wow, bu zor.   “Nichkhun bir Tayland prensi” dendiğini duyuyorum.
N: Ne?
Z: Mmm, kraliyetten misin?
N: Kesinlikle değil. Haha
Z: Hahahahahahahaha.
N: Eğer kraliyetten olsaydım bunu yapmazdım. Haha
Z: Ahahahahahaha. Kraliyetten olsaydın niye bunu yapmazdın? Eğlenmek için yapabilirdn!
N: Hmm, eğlenmek için yapabilirdim ama ben sessiz sakin şeyleri seviyorum… Sadece bunu, yapmak istediğim şeyi yapardım. Eğer ünlü olursan görünüşüne dikkat etmelisin ve moral bozucu şeyler var, ayrıca yapamayacağın çok şey var. Ama ben şuan ünlüyüm ve Nichkhun’um. Sıkı çalışmalıyım. Parlak bir geleceğim var.
Z: Tayland’da mı doğdun?
N: Amerika’da doğdum.
Z: Ailen sen doğmadan önce Amerika’ya mı gitti? Göçmen miydiler?
N: Evet. Yaklaşık 10 yıl Amerika’da yaşadılar.
Z: Sonra sen doğdun?
N: Evet.  Abim ve kız kardeşim de Amerika’da doğdu ama en küçük kız kardeşim Tayland’da doğdu.
Z: Ailen şuan Tayland’da mı?
N: Evet Tayland’dalar.
Z: Ah, anlıyorum. Amerika’da doğduysan nasıl Tayca’da bu kadar iyisin? Evde Tayca mı konuşuyordun?
N: Ben doğduktan sonra sadece 2 yıl Amerika’da kaldık.
Z: Ah, sadece 2 yıl Amerika’da yaşadın ve sonra Tayland’a döndünüz.
N: Sonra okumak için Amerika’ya döndüm. O zamanlar İngilizce konuşmakta kötüydü. Çooo…ok kötüydüm. İlk olarak annem beni Yeni Zelanda’ya yolladı. 2 yıl yatılı okulda kaldım sonra İngilizce öğrendim ve Amerika’da bir liseye gittim.
Z: Ne kadar süre Amerika’da kaldın?
N: Liseye geçmemden Kore’ye gelinceye kadar.


Z: Nichkhun’u Z_Zin’in kapağına koymaya karar vermemin ardından tema olarak “Yabancı ya da değil”i seçmiştim. Nichkhun’un Kore’ye gelmesinden bu yana ne kadar süre geçti?
N: 6 Yıl
Z: 6 Yıl…  Kore’ye gelmenin üzerinden bu kadar zaman geçmiş olsa belki hala yabancı gibi hissediyor olabilirsin ama Koreceyi iyi konuşuyorsun ve bazen Koreli gibi hissediyor olmalısın. Bu temayı seçme nedenim bu. Ne düşünüyorsun bu konuda?
N: Bu yerin bana uygun olduğunu düşünüyorum. Kore’de kaldığım 6 yıl boyunca Kore kültürünü ve daha bir çok şeyi kabullendim. Çok şey öğrendim ve bir yönden bakıldığında bir Amerikan, Tay ve Koreli oldum. Bir miktar. Bu yüzden biraz… az çok.. Korelilerin ne düşündüğünü, bir olayı nasıl açıkladıklarını, ne istediklerini şuan biliyorum. Aynı zamanda Koreli olmuşum gibi hissediyorum.
Z: Evet, ama hakikaten Nichkhun biraz Koreli gibi görünüyor. haha
N: Evet, ben de öyle düşünüyorum.
Z: Kore yemekleri nasıl?
N: Hmm, boshintang (보신탕 = köpek eti çorbası) dışında herşeyi rahatça yiyorum!
Z: Tadı güzel mi? Baharatlı yiyecekleri de yiyebiliyor musun?
N: Evet! Baharatlı yiyecekleri de rahatça yiyebiliyorum.  Tay yiyecekleri de baya baharatlı.
Z: Oh, doğru. Tay yiyecekleri de mi çok baharatlı?
N: Evet
Z: Kore’de yaşadığın 6 yıl boyunca, sana en çok tanıdık gelen şey neydi? Başka değişle, senin için ‘yoksa değil’  ne? Alıştığın şeyler neler…
N: Alıştığım bir şey?
Z: Gerçekten “garip” olan ama şimdi alışıldık olan bir şey.
N: Hmm…peki. Gerçekten “garip” olan bir şey yoktu.
Z: Yoktu?
N: Hayır… (T/N: Koreliler evet diyormuş.)
Z: Peki sen de Asyalı ve aynı şekilde yurt dışında yaşamış olduğundan…
N: Doğru. Tayland biraz benziyor.
Z: Nichkhun biraz ‘Worldwide’ hissine sahip.
N: Hehehe. Küresel.
Z: Evet. Bunun “Küresel” bir şekilde yaşamandan kaynaklandığını düşünüyorum.
N: Kore şuan benim evim haline geldi.
Z: Ama 100% olmadığından tema olarak bunu seçtim. Korelilerden farklı olan bir şeylerin olmalı. Merak ettiğimiz şey bu.
N: Hmm. Bir şeyler var. Olmalı.
Z: Evet, olmalı.
N: Biiir çok şey var ama…hmm. Üyeler ve bir şeylerin çekimlerindeyken ve şakalaşırken bir çocukluk oyunundan bahsediyorlar, ondan bundan. Ama onların ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. O zamanlarda bir yabancı gibi hissediyorum.
Z: Evet. Anlıyorum.
N: Bu zamanlar “Bu oyun ne? Nasıl oynanıyor?” diye soruyorum.
Z: Sen ve üyeler kendi aranızda konuşurken hala anlamadığın şeyler oluyor mu?
N: Oluyor ama neredeyse hiç yok gibi.
Z: Doğuştan bir dil yeteneğin var mı?
N: Hmm. Kendimi pek bilmiyorum.
Z: Gerçekten hızlı öğreniyor gibi görünüyorsun.
N: Ne olursa olsun hızlı öğrenmem gerekiyor. Aktivitelere katılmak zorunda olduğumdan dolayı.
Z: Çok sıkı çalıştın mı?
N: Pek sayılmaz.
Z:  Belki üyelerle birlikte yaşadığından doğal olarak öğrenmiş olabilirsin?
N: Evet. Çünkü hiçbir şekilde öğrenmekten başka seçeneğim yoktu.
Z: Cidden çok büyük bir çaba sarfetmedin öyle mi? Doğal bir şekilde öğrendin.
N: Ben de sıkı çalıştım. Haha Biliyorsun sıkı çalışmaktan başka şansın olmadığında.. Çünkü çıkışımızdan önce <Yashimmanmman2> programında MC’ydim.
Z: Bir MC miydin?
N: MC’ydim. Hiçbir kelime söylemedim ama MC’ydim. Haha
Z: Gerçekten mi? Hiç hatırlamıyorum.
N: Evet. Söylemeye çalıştığım bu.
Z: Korece konuşamıyor olmana rağmen nasıl MC oldun?
N: Aslen yaklaşık 10 kişi bir görüşmeye katıldı. O tip bir adaydım. Yazar nunaların konuşma yaparak bir karakter bulmaya çalıştıkları bir ortamdı. Neden orada olduğumu dahi bilmiyordum. Sonra konuşurken parti “Ah? Biraz Korece konuşuyor? Bu kadar biliyorsa sorun yok.” şeklindeydi.
Z: Bu karakterin gelişebileceğini düşünmüş olmalılar.
N: Evet. Ben de bunun eğlenceli olabileceğini düşündüm, bu yüzden kabul ettim… Sonra istedim ama beceremedim. Çünkü herkes çok güçlüydü.
Z: Evet.  <Yashimmanman>’dakiler kesinlikle güçlüydü.
N: Wow…(iç çekiş)
Z: Sen ne söyleyeceğini düşünürken onlar başka konuya geçiyor olmalı?
N: Bu doğru! Bu program 6 ay boyunca her hafta vardı. Ama çok moral bozucuydu. Gerçekten stres vericiydi.
Z: Hm… Çok uzun bir süre önce programa çıkmıştım. Ama hatırlamıyorum. Üzgünüm. Euhaha.
N: Hayır.  Ben de hatırlamayı istemiyorum. Çok stres vericiydi. Yapımcıya karşı çok mahcubum..
Z: Yapımcının neden seni programda tutmaya devam ettiğini merak ediyorum?
N: Sanırım devam etti çünkü başka şansı yoktu.
Z: Hayır.  Eğer konuşamamaya devam etseydin kendini geri çekebilirdin ya da o kişi senden ayrılmanı isteyebilirdi.
N: Beni <Yashimmanman>’dan alıp <Star King>’e koymalarının nedeni bu.
Z: Ah~.
N: <Star King>’te nihayet beden dilimi kullanarak bir şeyleri anlatmayı becerebilmiştim, bu yüzden burada güven kazanmaya  başladım.

N: Başlarda ‘Ah~ Kesinlikle bu işte berbatım’  diye düşünüyordum.
Z: Bir insanın yaşamında özgüven ne kadar etkili sence?
N: Özgüven? Gerçekten önemli. Çok önemli. Ama cidden bende yeterince yok.
Z: Öyle gözükmüyor.
N: Hakikaten eksiğim.
Z: Ben öyle hissetmiyorum. CK’yi kaç yıl önce çektik? 2 yıl önce miydi?  (CK = Calvin Klein)
N: Yaklaşık 3 yıl önce?
Z: 3 yıl geçti. O zamanla karşılaştırınca şimdi Nichkhun çok farklı. Şimdi çok daha iyi görünüyorsun.
N: Eskiye göre çok daha kattığımı düşünüyorum. Ama hala çok fazla güven eksiğim var. Sürekli iyi yapamadığımı düşünüyorum.
Z: Neden? İyi gidiyorsun… Ayrıca çekim konusunda da kendini geliştirdin.
N: Sanırım bunun nedeni daima yükselmeyi istemem. Çünkü daha da iyisini yapmayı istiyorum!
Z:  Çaba harcıyorsun çünkü daha da iyisini yapmayı istiyorsun?
N: Evet. Bu yüzden  “Ah, neden bunda bu kadar kötüyüm?” diye düşünüyorum sanırım.
Z: Pozitif yönden düşünürsen bu çok mütevazice. Biri mütevazi olduğunda bir çok fırsat ortaya çıkıyor olsa da bence birinin hem mütevazi, hem de özgüven sahibi olması iyi.
N: Ama hala özgüven eksiğim var.
Z: Daha fazla mı güven istiyorsun?
N: Evet. Kendime güvenmek istiyorum. Şuan bile sahnedeyken “hata yapamam” kaygısını taşıyorum.
Z: Hala mı?
N: Evet. Bu yüzden kendime 100% veremiyorum. Sürekli  70~80% arasında gidip geliyorum. Henüz 100% veremiyorum.
Z: Bu şaşırtıcı. Neden merak ediyorum?
N: Bilmiyorum… Sanırım sadece hata yapmak istemiyor olmamdan kaynaklıyor.
Z: Bu mükemmeliyetçi olduğundan olabilir mi?
N: Evet. Ben de böyle düşünüyorum.
Z: Ah, bu çok zor. Hata yapmak istemediğin için endişeleniyor olman anlaşılabilir ama bu güveni etkileyen bir şey değil.
N: Güvenim azalıyor çünkü, daha fazla deniyor olsam da,  ‘Ama hata yapamam.’ diye düşünmeye başlıyorum.
Z: Sonra içine kapanıyorsun?
N: Evet. Ve tekrar  ‘Bu yaparsam cool olacaktır!’ “İnsanlar bunu beğenecek mi?’ diye düşünmeye başlıyorum.
Z: Kan grubun ne?
N: O.
Z:  O kangrubunda olmana rağmen böyle misin~? (şaşkın)
N: Sanırım gerçekten garip bir O’ım.
Z:  Ama O kangrubundakiler bütün karakterleri taşıyorlar.
N: Evet. Bu doğru! Haha

Z: O kangrubunda olup da O kangrubu gibi davranan çok insan görmedim, ama A gibi O’lar, B gibi O’lar, AB’ gibi O’lar var. Yine de, bu Nichkhun’un farklı bir yönü.
N: Evet. Bu yüzden daha… (durur)
Z: Kore’de ne kadar süre aktif olmayı planlıyorsun? Peki, geleceği tahmin edemeyecek olsan da…
N: Olabildiği kadar.
Z: 100 yaşına kadar? Euhahahahahaha.
N: Evlendikten sonra bile muhtemelen devam edeceğim!
Z: Oyunculuk yapmak istiyor musun?
N: Oyunculuk yapmak istiyorum ama yılda bu tip tek bir proje oluyor.
Z: Bugün fotoğraf çekerken,  Nichkhun’un oyunculukta iyi olabileceğini düşündüm. Ne yapman gerektiğini açıkladığımda çabucak anladın.
N: Hahaha.
Z: Bir çok kez Koreli aktörler de ne yapmaları gerektiğini anlasalar da kendilerini açıklamakta zorlanıyorlar. Gördüm ki sen kendini anladığın kadar açıkladın.  İyi rol yapabileceğini düşündüm.
N: Ama bazı dil zorlukları var, Tayca konuşurken problemler var, ve Korece konuşurken, İngilizce konuşurken.. ㅠㅠㅠㅠ
Z: Hmm, pratik yapabilirsin.
N: Bu doğru. Oyunculuğa karşı baya ilgim var.
Z: Öyle gözüküyor. Bugün seni gözlemlerken bunu düşündüm.
N: Evet.
Z: Ne zaman evlenmek istiyorsun? Şuan kaç yaşındasın?
N: Şuan 25 yaşındayım. (Kore’de 25, bize göre 24 oluyor.)
Z: 25 yaşında. Hmm…
N: 32, 33 yaşlarında mı evlenmek istiyorum? Ah~ Gerçekten bilmiyorum.
Z: Ama evlenmek istiyorsun?
N: Evlenmeyi istiyorum~
Z: Şuan bile mi? Eğer sevdiğin biri olsaydı onunla bir an önce evlenmeyi ister miydin?
N: Bir an önce evlenmek istemiyorum. Hazır değilim.
Z: Şimdi çalışma zamanı?
N: Evet.
Z: Evlenebilirsin, sonra çalışırsın. Bu ünlüler için zor olsa da.
N: Doğru. Bu zor.
Z: Nichkhun’un ideal tipi ne? Bir kadın nasıl olursa hoşlanırsın?  Eğer sadece bir şey seçecek olsaydın?
N: Hmm… Minnettar olmayı bilen biri. Çünkü öyle olursa ailesine daha fazla nasıl saygılı olabileceğini bilecektir.
Z: Nasıl minnettar olabileceğini bilen biri. Şimdi Nichkhun’la yaklaşık 10 kez mi görüştüm?  Nichkhun daima çevresindekilere karşı düşünceli. Seni sadece bir şeye değil genele bakmayı bilen biri olarak gördüm. Bu özellikle mi doğdun yoksa öğretildi mi?
N: Öğretildi.
Z: Ailen buna değer veriyor mu?
N: Evet. Sonra aktivitelere başladığımdan daha düşünceli (/dikkatli) olmaya daha fazla önem veren biri oldum.
Z:  Aktivitelere başladığında, neden buna daha fazla önem vermeye başladın?
N: Sadece bütün insanlara minnettar oldum.
Z: Hm, minnettar oldun…
N: Evet. Çünkü daha önce de söylediğim gibi, başlarda hiçbir şeyim yoktu. Şarkı söyleyemiyordum, Korece konuşamıyordum, dans bile edemiyordum ama buraya gelebildim bu yüzden çok minnettarım. Kendimden önce başkalarını düşünüyor olmamın nedeni bu ve kendi iletişim ağımı kurmak istiyorum. Sadece iyi insanların topluluğu.
Z: Şuan kaç tane topladın?
N: Baya topladın.
Z: Baya topladın? (güler)
N: 6 üyemizle başlayarak. (güler)
Z: Herkes öyle olmasa da bir çok oyuncu ve gösterici ünlü olduktan sonra daha az düşünceli olmaya başlıyor. Hiç böyle düşündün mü?
N: Bazen bunun hakkında düşünüyorum. Bir çok ilgi ve sevgi görüyorum, bu yüzden niye başkalarını düşünmeliyim.. Bazen kendime soruyorum.
Z: Soruyorsun?
N: Evet. Soruyorum. Doğru cevap da şuan burada olmamın nedeni bütün bu insanlar. Bunu düşünürsek düşünceli olmaktan başka bir şekilde yardım edemem.
Z: İyi bir nokta. Nichkhun’dan bu konuyu öğrenmemiz gerekiyor.
N: Pek sayılmaz^^

Çeviri: @suleyildiz_ ♠  2PMTurkey
İngilizce: 2oneday Forum

İzinsiz (ç)alıntı yapmayınız!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s